ÇEKİMLERLE TRABZON’U KEŞFETMEK


TRT İstanbul Televizyonu’nun Ulus semtindeki binasının koridorlarında konuşulan söylentilerden biriydi!
Yetmişli yılların sonlarına doğru, Trabzonspor’un sahasında bir lig maçının canlı yayını var. Statta kameralar
kurulmuş, maç saati beklenirken, kameramanlar stat yakınında bir kahvehaneye giderek, dördü okeye
oturur, biri de izleyici olarak masa kenarında yerini alır. İddialı oyunlar üst üste sürerken, kahvehanede
açık bulunan televizyonda maç yayını başlar. Kameramanlar oyun sırasında bir yandan da maçı izlerler
ama hiçbirinin aklına, ekranda izledikleri maçta görevli oldukları gelmez. Statta ise kameraman vasfı
olmayan teknik kadrolarda çalışan personel, çaresizlikten kameraların başında görevlendirilmişlerdir.
Görüntüler geniş açılarda ve hareketsizdir. Yönetmen görevi başındayken, yayın kurulu müdürlerinden,
canlı yayın sırasında hayli eleştiriler almakta ve savunmaya geçmekten maça odaklanamamaktadır.
Kameramanlar okey oyunundan fırsat bulup ekrandan maça göz attıklarında, sabit kamera görüntüleri
ve çerçeve hataları üstüne yorumlarını da elden bırakmazlar ki maçın birinci yarısı bitip ara verildiğinde
izledikleri maçta görevli olduklarını fark edip apar topar stada koşacaklardır.

 

Seksenli yıllarda Trabzon’da uçaktan inen bir Yeşilçam film ekibi, kiralanmış bir otobüse binerek Artvin’e
doğru yola çıkarlar. Kaptanın keyfi yerindedir, yolcuları arasında ünlü oyuncular vardır, otobüsü hareket
ettirirken kasetçaları da çalıştırır. Sanatçı Ali Avaz’ın “Bir baltaya sap olamadım” şarkısı duraksamaksızın
çalmaya başlar. Kaptan, kasetin iki yüzüne de bu şarkıyı kopyalamıştır. Kısa bir süre sonra ekiptekiler
arasında homurdanmalar başlar. Dev cüssesiyle Kadir Savun, yerinden kalkar, gözlerini diktiği kaptana
haddini bildirir. Adamı zor kurtarırlar Kadir Savun’un elinden.

 

1991 yılında, kameramanı olduğum, TRT programı olan “Gün Başlıyor” ekibi olarak Karadeniz’in bu şirin
şehrinde, nasıl çekimler yaparız diyerek zorlu ve sarsıntılı bir Fokker F-28 uçağıyla yolculuğumuz süresince
ekip arkadaşlarımla konuştuğumu hatırlıyorum. Trabzon’a indikten sonra Valiye ziyarete giderek,
ekibimiz ve çekim çalışmamız hakkında kendilerini bilgilendirerek çalışma izni alırken çekimler boyunca
ulaşımlarımızı sağlayacak şoförlü bir araç da talep etmiştik.

 

Talebimizle ilgilenen Vali Yardımcısının, bizleri dağ köylerine götürmesi için İl Tarım Müdürlüğünün
hizmetinde bulunan veteriner aracını tahsis ettiğini sonradan öğrenecektik. Bu araçla gittiğimiz her köyde,
kadınlı erkekli insanlar, kovan balcılığından, büyükbaş hayvanların doğumlarına kadar birçok sorularını
bizlere soracaklardı. Ekip arkadaşlarımla şaşkınlık yaşarken, veteriner aracını tanıyan ve bizlerin de sağlık
taraması kontrollerine gelen bakanlık ekibi olduğumuzu düşünen misafirperver insanların sorgulamaları
ve enfes yiyecek ikramları karşısında karınlarımızı tıka basa doyururken çekimleri bir sonraki güne
ertelemiştik.

 

Bir sonraki Trabzon seyahatime, 1992 yılında Star TV personeli olarak çıkmıştım. Trabzonspor ile
Fenerbahçe takımları arasında şampiyonluk maçı yayınında görevliydim. Futbol otoritelerinin tahminlerine
göre Trabzonspor banko maçı kazanacaktı, hırslı ve istekli taraftarlar şampiyonluk ile statta ve şehrin her
köşesinde kutlamalara başlayacaklardı. Ekip arkadaşlarım arasında Şule Bekrioğlu yönetmen, Ümit Aktan
anlatıcı, Bülent Karpat ise yorumcu olarak görevliydiler. Ben pilotaltı kamerada (yakın çekimler yapan
kamera) görevliydim, o zamana kadar drama ve belgesel programlar kameramanı olarak çalışmıştım. Bu
maç, ilk kez görev aldığım bir çalışmaydı. Ümit Aktan ve Bülent Karpat’ın maç sırasında nispeten İstanbul
seyircilerine yönelik yorumları ve Fenerbahçe’nin maçı kazanması ile stat karışacaktı. Maçın haliyle canlı
yayının bitiminden birkaç saat sonrasında ancak polis gözetiminde stattan çıkmak zorunda kalmıştık. 

 

TGRT TV’de çalışırken televizyon filmleri ve belgesel programlar için bir kez daha Trabzon’a yolum düşecekti.
Yine Trabzonspor ve Fenerbahçe arasında şampiyonluk maçı. Fenerbahçe yönetimi ile kulüp başkanı Ali
Şen’in, maçta seyirci desteği için onlarca otobüs kiralayıp İstanbul’dan Trabzon’a, çoğunluğu holigan
sayılabilecek Fenerbahçe taraftarını götürmeleri ilgimi çekmişti. Yolculuk boyunca taraftarla birlikte olup
yol ve futbol belgeseli hazırlamak uğruna otomobil programı sunucusu Mehmet Ali Tuncer’in Fiat-Uno’su
ile üç kişi yola çıktık. Yol boyunca kafile ile birlikte çekimler yaptık. Sahada ise güzel görüntüler kaydettiğimi
hatırlıyorum. Fenerbahçe, maçın sonlarına doğru öne geçecekti, Trabzonspor seyircisi, şampiyonluğu
ellerinden kaçırmak üzere olduklarından ve de Fenerbahçe taraftarlarının kışkırtıcı sloganlarından dolayı
çılgınlar gibiydiler. 

 

Maçın bitimine 15 dakika kala, kalabalığa kalmadan yola çıkmıştık. Akçaabat dolaylarında, karanlıkta
karayoluna çıkan fanatik gençlerin savurdukları sopalarla 34 plakalı aracımızın ön camı ile şoför kapısı camı
tuz buz olmuştu. Mehmet Ali’nin usta sürüş manevralarıyla taraftarların arasından sıyrılıp geçecektik.

 

1999 yılında Kanal D için Keşifler Atlası belgeseli çekimlerinde de yolumuz Trabzon’dan geçecekti. Sponsor
destekli olarak çekimlerde kullandığımız ekip otolarından biri olan Mercedes marka ML350 serisi cipin
sağ kapı dikiz aynası, şoförün dikkatsizliği ile bir ahşap telefon teli direğinin yanından geçerken, aynanın
direğe sürtmesiyle üç parçaya ayrılmıştı. Almanya’dan gelecek ve 1000 Mark civarında fiyatıyla bizi
dumura uğratan, haliyle faturası şoförün maaşına yazılacak ayna için birkaç gün şehirde kalmamız
gerekiyordu. Karayolu güzergahında kurulu bir oto sanayi sitesinde, dükkanına uğradığımız Trabzonlu bir
oto cam ustası ekibimizi hayrete düşürecekti. “Ustalar Ustası” unvanını layık gördüğümüz, hoşsohbet ve
babacan Tahir Usta, üç parçaya dağılmış ve başı düşmüş halde kasaya asılı duran aynayı yerinden söküp,
kapağını neredeyse orijinaline benzer bir şekilde yeniden imal edince, üstelik bombeli camı da hünerli elleri
ve keskin zekasıyla orijinalinden asla ayırt edilemeyecek bir benzerlikte kesip ayna gövdesine, ardından
kasaya aynayı monte ederken... Ha sahi! Bu arada bizlere duyurmaksızın sipariş verip, altı kişilik ekibimize
yemek ve tatlı ikramları da yaptırınca, ustaya sarılıp ona sevgilerimizi ve saygımızı göstermemizi canı
gönülden yaşamıştık. Bu hizmet ve yemek siparişlerine karşılık misafir ve de medya çalışanları olduğumuz
için bizden ücret de almayacak, amansızca ısrarlarımıza rağmen ücret ödeme konusunda bizleri susturup
hayırlısıyla ve selametle ekibimizi yolcu edecekti. Allah; insaniyetin, ellerin öpülesi zanaatkâr ustalığın ve
samimiyetinden razı olsun Tahir Usta’m.

 

2001 yılındaysa Trabzon’a bir tanıtım filmi için çekim mekanları araştırmaya gelmiştik. Şehir merkezinde
konakladığımız ve tarihi binasının mimarisi ilgimizi çeken bir otelde kalmıştık. İngiliz yazar Brian Clement’in,
And Soon The Darkness adlı senaryosundan filme çekilen, 1971 yılında sinemalarımızda Tehlike Yakında
adıyla gösterime giren ve iyi gişe getirisi kazandıran bu filmin konu itibarıyla bir benzerini yönetmen
Nejat Okçugil, Macera Yolu adıyla filme çekmişti. Zeynep Değirmencioğlu ve Beyza Başar’ın rol aldığı
film sinemalarımızda 1974 yılında gösterime girmişti. Clement’in bu senaryosunu 2010 yılında Arjantinli
yönetmen Marcos Efron da filme çekmiştir.

 

Otelde konakladığımız ilk gece, bu filmin TRT 2 kanalında yayını vardı, çocuk halimle sinema salonunda
izleyip etkisi altında kaldığım bu korku filmini, bu kez de televizyon ekranından izlemek hoşuma gidecekti.
Ekip arkadaşlarımın odalarına çekilip derin uykulara daldıkları gecenin ilerleyen bir saatinde, otelin üst
kat lobisindeki TV ekranı karşısında, tek başıma bir izleyici olarak yüksek tavanlı ve aydınlatması loş bir
salonda kalakalmıştım. Bu salonu üç cepheden saran koyu renkte neredeyse tabandan tavana boy veren
ahşap pencere doğramalarının, gecenin karanlığında bir nevi ayna etkisi veren camlarında, yine koyu
renkli koltuk takımları arasından bir berjere oturmuş ancak filmin gerilim sahnelerinin etkisinde kalıp
gömülmüş halimle, üç yanımda da pencere camlarına düşen ve az aydınlatma ışıklarının etkisiyle hayli
siluet hallerde camlarda beliren görüntülerimden huylanmış olmalıyım ki İngiliz Sinemasının kasvetli
anlatımı ve groteks film kadrajları karşısında fazla dayanamayıp filmi izlemeyi bir başka zamana
bırakarak odama çekilecektim.

 

Yıllar sonrasında, Trabzon’da geçirdiğim günlerimi ve hoşça hatırladığım anılarımı, bir kez
daha ve onca yıllardan sonra bölgeyi ve şehri yeniden gezerek tekrar yaşamak isterim.